Gezi Yazıları

DARWIN’İN ZİHNİNİ AÇAN GALAPAGOS ADALARI*

Dünyada vahşi yaşamın gözlemlenebildiği en doğru yerlerden biri Galapagos Adaları’dır. Yanardağlar, lav kalıntıları, lav tünelleri, dünyada benzerini bulamayacağınız bir flora ve fauna, dev kaplumbağalar, albatroslar, ispinozlar, fregatlar, sümsük kuşları, kara ve deniz iguanaları, kürklü foklar, flamingolar… Kısacası Galapagos yaşayan bir Darwin laboratuvarıdır, evrim teorisini çağrıştıran…

Galapagos Adaları Pasifik Okyanusu’nda, Ekvador’un 960 km batısında, Ekvator Çizgisi’nin güneyinde yer alan ve toplam 7900 km2’lik kara parçasını kaplayan irili ufaklı ellinin üzerinde adadan oluşuyor. Bu takımadalar (arşipel), 16. yüzyılın ortalarına kadar bilinmeyen topraklar (terra incognito) idi.

Dünyayı sarsan en önemli bilimsel buluşlardan biri olan Evrim Kuramı’na ev sahipliği yapan ve büyüleyici güzelliğe sahip olan Galapagos Adaları esasında yanardağ patlamalarının ürünü. Oluşum doğudaki adalarda 4 milyon yıl (bazıları bu rakamı San Cristobal Adası için 6.3 milyon yıla indiriyor) öncesine kadar gidiyor, batıdakiler ise 600-700 bin yıllık. Şu anda değişim, yeni oluşumlarla sürüyor. Isabela Adası’ndaki Cerro Azul yanardağı 1995’te, Campese Ekim 2005’de yeniden faaliyete geçip lav püskürtmüş. 2015’te de yine İsabela Adasındaki Wolf yanardağı lav çıkardı. Yanardağ etkinliklerinin farklı izlerini her adada görmek mümkün.

İnka İmparatorluğu’nun son krallarından Atahualpa’nın dedesi Tupak Yupanki’nin altın merakı ile adalara geldiği söyleniyorsa da, bu konuda herhangi bir kanıta sahip değiliz. Galapagos’u ilk ziyaret eden kişi Panama rahibi Tomas de Barlanga olmuş. Peder Tomas Panama’dan Lima’ya giderken sürüklendiği Pasifik Okyanusu’nda su bulabilmek için Galapagos’a sığınmış.

Adalara daha sonra korsanlar, balina avcıları ve bazı kâşifler gelmiş. Özellikle Orta ve Güney Amerika’nın batısında seyreden İspanyol bandıralı gemilere musallat olan 17. ve 18. yüzyılın korsanları arasında en ünlü olanı James Cook. Dünya Etrafında Yeni Bir Seyahat adlı kitabın yazarı William Damper da adayı ziyaret eden ünlüler arasında. 1709’da Şili Adası’ndan kurtarılıp Galapagos’a getirilen Alexander Selkirk ise Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı kitabının kahramanı olmuş. Korsanların adalarda yaşayan kaplumbağalara, iguanalara ve çevreye verdiği zarar çok büyük… Onları yemişler, gemilerine doldurup sağda solda satmışlar, adalara dışarıdan bir yığın evcil hayvan getirip bırakmışlar ve böylece ekosistemi bozmuşlar.

18. yüzyılın başından itibaren Galapagos’a gelmeye başlayan balina avcıları ise her seferinde teknelerine 600 kadar kaplumbağa koyarak dönmüşler. Kısa zamanda Floreana, Santa Fe ve Rabida adalarından 200 bin kaplumbağa taşıyarak bu adalardaki kaplumbağa neslini neredeyse tüketmişler. Balina avcıları arasında adalara gelen en ünlü kişi ise Moby Dick romanının yazarı Herman Melville.

Adını nereden alıyor?

İspanyollar adaları önce Kolomb Takımadaları, sonra Büyülü (ya da Perili) Adalar olarak adlandırmışlar. Bu arada gördükleri dev kaplumbağaların sırtlarındaki kabuğu at eyerine benzeten bazıları, eyerden yola çıkarak adalara Galapagos (İspanyolca’da atın dörtnala gitmesi galope) adını takmış. Bu ad daha çok tutulmuş.

Kimselerin sahip olamadığı bu adalara 1822 Bağımsızlık Hareketi’nden sonra Ekvador sahip çıkmış. Charles Darwin’den 3 yıl önce, 1838’de adalara gelen Ekvadorlu General Jose Villamil bir koloni kurmaya çalışmış ama olmamış.

Ekvador 1910’lu yıllarda ABD’nin 15 milyon dolar karşılığında adaları 99 yıllığına kiralama talebini de geri çevirmiş. Ancak Japonların Pearl Harbour Baskını’ndan sonra ABD’ye Güney Seymour Adası’nı (Baltra Adası) üs olarak kullanma izni vermiş. Bugünlerde turistlerin kullandığı havalimanının çekirdeği o günlerde atılmış.

Adalarda esas yerleşim 1930’lu yıllarda olmuş. Şu anda 4 adada yaklaşık 30 bin kişi yaşıyor. San Cristobal Adası’ndaki Puerto Baquerizo Moreno, Adalar’ın başkenti. En kalabalık kent olan Santa Cruz’daki Puerto Ayora ise turizmin başkenti. Ayrıca Floreana ve Isabela adalarında da yerleşimler var. Yerleşim yerleri tüm Galapagos’un ancak %3’ünü kaplıyor.

Adalara Gezi

Galapagos Adaları’na elbette Pasifik Okyanusu’nda seyretmeye uygun teknelerle, gemilerle gidilebilir. Ancak pratik olan uçaklarla gitmek. Adalara Ekvador’un başkenti Quito’dan ve en büyük kenti Guayaquil’den uçaklar kalkıyor. San Cristobal Adası’ndaki Baquerize ya da Santa Cruz Adası’nın kuzeyindeki ufak Güney Seymour Adası’ndaki Baltra havalimanlarına iniyorlar.

Adaların bazı yerlerinde bulunan bir otelde kalarak adaları keşfetmek hiç de akıllıca değil. Hem pratik olmuyor hem de pahalıya çıkıyor. Adaları keşfetmenin en iyi yolu adalar arasında dolaşan teknelerle gezmektir. Her fiyattan ve her boydan tekne var. Galapagos Islands (www.galapagosislands. com) müthiş bir sayfa. Oradan her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz.

Adalara ayak bastığınız an 100 USD Ulusal Park’a giriş ücreti ve 20 USD giriş kartı parası ödüyorsunuz. Ekvador’un bir parçası olmasına rağmen pasaport kuyruğuna giriyorsunuz. Ciddi bir aramadan geçiyorsunuz. Çünkü adalara dışarıdan canlı, bitki, tohum sokmak yasak. Adalar, dış dünyadan ve insanlardan korunuyor.

Geziye başladığınızda da size ekolojik dengenin korunmasına yönelik bir dizi kural sıralıyorlar. Gezginlere ayrılan patikaların dışına çıkılmayacak, fotoğraf için hayvanlara çok yaklaşılmayacak, hayvanlara dokunulmayacak, yüksek sesle konuşulmayacak. Hayvanlar, özellikle kuşlar ürkütülmeyecek…

Son derece bilgili ve deneyimli yerel rehberler kurallara uyup uymamayı izliyor. Bu nedenle epey havalılar, hatta bazıları despot gibi. Gemilerin adaların kurallarına uymayanı geziden atma hakkı var.

Galapagos Adaları’nı gezdiren tekneler 4, 5, 7 gecelemeli geziler yapıyorlar. Kısa ya da uzun, adalara özgü bitki topluluğuyla, kuş, sürüngen, fok, kaplumbağa… Adalara özgü tüm hayvanları ve bitkileri mutlaka gösteriyorlar.

Ben yıllar önce adalarda haftalık bir gezi yapmıştım. Yine aynı gemi “Galapagos Legend”la bu kez dört günlük bir gezi yapıyorum.

Unutulmaz Bir Keşfe Doğru

Quito’dan Guayaquil üzerinden Galapagos Adaları’na uçuyor ve Baltra Adası açıklarında bizi bekleyen tekneye biniyoruz. Can yelekleriyle yapılan bir güvenlik provasından sonra güzel bir açık büfe öğle yemeğiyle gezimize başlıyoruz. Ardından Santa Cruz Adası’nın kuzeyinde karaya çıkıyoruz.

Karaya çıkışlar panga ya da dinghy olarak adlandırılan küçük teknelerle oluyor. Herkes can yeleklerini takmış olarak, bazen dalgalardan dolayı yerinde duramayan bu teknelere indiriliyor. Önce gezginler, sonra eşyaları, çantaları, fotoğraf makineleri ya da videokameralar. Tekneler karaya tam yanaşırsa buna “kuru iniş” deniyor. Tekne plaj gibi kumsal bir yere gelirse kenara yanaşamıyor, gezginler eşyaları ellerinde denizin dibine basarak yürüyorlar. Buna da “yaş iniş” deniyor.

Karada bizi bekleyen otobüslerle adada 45 dakika gittikten sonra dev kara kaplumbağalarının olduğu bir çiftlikte ayağımıza geçirdiğimiz çizmelerle adaya adını veren kaplumbağaların peşine düşüyoruz. Günümüzün trendine uygun, yavaş yavaş hareket ediyorlar. Hiç aceleleri yok. Neden olsun ki! 80-200 yıl yaşıyorlar.

Galapagos kaplumbağalarının en meşhuru daha önce fotoğraflarını çektiğim 1910 doğumlu Yalnız George idi. Türünün son örneği olan ve yalnız yaşayan George’a bir eş bulunamadı. 10 bin dolarlık ödüller de işe yaramadı. Araştırmacılar “bari melezini elde edelim” diye yanına iki tane başka tür dişi kaplumbağa koydular. Onlarla da sevişmedi. 24 Haziran 2012’de yerel saatle 08.00’da bu dünyayı terk etti, geride türünden bir örnek bırakmadan soyu tükendi.

Çiftlikte İspanyolcada “kutsal direk” (palosanto) diye adlandırılan, Güney Amerika’ya özgü, tıpta da kullanılan bir ufak ağaç türü ile tanışıyoruz. Çevrede ayrıca mango, muz, şeker kamışı ve orkide bahçeleri var.

Çiftlikte 150 m uzunluğunda ve 4-5 m çapındaki bir lav tüneli içinde yürüyoruz. Bu yürüyüş ve dönüşte gördüğümüz büyük bir lav krateri bize Adalar’ın jeolojik oluşumunu kısmen de olsa anımsatıyor. Gemiye binmeden önce kayalıklar üzerindeki penguenlerin peşine düşüyoruz

İkinci gün Santiago Adası’na yaş iniş yapıyoruz. Hemen kıyıda dünya tatlısı fokları, denizaslanlarını görüp kendimizi kaybediyoruz. Kimi tembel tembel yatıyor, kimi denizde diğerleri ile oynaşıyor, kimi de annesinden süt emiyor. Kıyılardaki sesuvium bitkisi rengârenk. Lav zemin üzerinde nereye gideceğini tahmin edemeyeceğiniz kırmızı renkli yengeçleri izliyoruz. Bu onlarla ilk tanışmamız. Daha sonra onlarla diğer adalarda da karşılaşacağız. Her yanımız deniz iguanası, ıstakoz, denizyıldızı, lav kertenkelesi, sinekkapar, sarı ötleğen… Sanki yeni soğumuş lavların üzerinde gezer gibiyiz.

Gemiye dönmeden önce, kıyıda boş zamanımız oluyor. Gezginlerin çoğu ya yüzüyor ya da geminin sağladığı şnorkel malzemeleri ile dalıyor. Kimileri yeni moda “GoPro”larıyla su altı çekim yapıyor. Şnorkelle dalınca Galapagos çevresinde dolaşan çekiçbaşlı köpek balığı türünü görmek de mümkün.

Öğleden sonra şnorkelli bir dalışın ardından Bartolomé Adası’nı geziyoruz. Volkanik koniler tarafından yaratılan farklı yüzey şekillerini, çevre adaların muhteşem manzarasını görmek için 375 basamakla adanın tepesine çıkıyoruz.

Üçüncü gün Santa Cruz Adası’nın Ejderha Tepesi tarafında Darwin ispinozlarının ve kara iguanalarının peşine düşüyoruz. Adanın kıyısı çevresinde mavi ayaklı sümsük kuşları, kırlangıç kuyruklu martılar dolaşıyor. Aman ne çok kara iguanası var. Hepsi de adalara özgü kaktüsler arasında donmuş gibi duruyor.

Ayaklarımız arasında alaycı kuşlar dolaşıyor. Adanın en zeki kuşları. İnsanların sularını çalmaya çalışıyor. Adadaki geziyi tamamlarken bir gölde pembe flamingoları ve kıyıda albatrosları görüyoruz. Dalgalı albatroslar aynı zamanda Adalar’ın imparatorları. Dört kg ağırlığında, kanat genişliği yetişkinlerde 2,5 m, kırk yaşına kadar yaşayabiliyorlar.

Nisan-aralık ayları arasında yaklaşık 12 bin çift dalgalı albatros Adalar’a yuvalamaya ve beslenmeye geliyormuş. Bu dev kuşlar yaşam boyu arkadaşını bulmak için çok uğraşırmış. Özellikle erkekler beğendiği dişiler için havada akıl almaz danslarla kur yapar, onu besler, öpmeye çalışırmış. Galapagos’ta çekebileceğiniz en güzel fotoğraflardan biri öpüşen albatroslar.

Öğleden sonra Kuzey Seymour Adası’nda mavi ve kırmızı ayaklı sümsük kuşları, kürklü fok balıkları, ama daha önemlisi fregat kuşları arasındayız. Bu kuşlar koyu siyah renkleri, ucu kıvrık büyük gagaları, çatallı kuyrukları ve büyük kanatlarıyla tanınırlar. Açtıklarında iki metreyi geçen kanatları, kuşlar arasında albatroslar dâhil vücut ağırlığına göre en uzun olanıdır.

Büyük, küçük, muhteşem gibi türleri vardır. Tek eşlidirler, ama koloni halinde yaşarlar. Erkekleri gaga altında bir torbaya sahipler. Eşlenmek istediklerinde gagalarını dikleştirip ses çıkarırken kırmızı torbalarını şişiriyorlar. Dişiler bu sese ve torbaya göre erkek seçiyor. Öpüştükleri de oluyor. İlginçtir erkekler de 25-30 kişilik gruplar halinde çalılıklara tünüyorlar. Birbirlerinin kesesini delmeye çalışan fregat kuşları da gördük.

Dördüncü gün dönüşe geçmeden önce bir kez daha Galapagos Adaları’nda yüzülüyor. Bu kez bembeyaz kumlu Bachas Sahili’nde. İncecik kuma sahip plaj adını Amerikan donanmasına ait II. Dünya Savaşı’ndan kalma batık teknelerden (barges) alıyor.

Galapagos Adaları her yönüyle şaşırtıcı. Böylesi bir coğrafyayı algılayabilmek ise bir yaşam deneyi.

Galapagos’ta Turizm ve Alınacak Dersler

Türkiye’nin Galapagos’tan öğreneceği çok şey var, özellikle özgün, nadir, biricik olan bir turistik ürünün nasıl pazarlanıp satılabileceği ve bu ürünün nasıl korunabileceği konularında. Galapagos Adaları gezileri oldukça pahalı. Daha adalara girerken 100 USD Ulusal Park giriş ücreti ödüyorsunuz. Ortalama bir hafta süren tekne yolculukları en sıradan deniz araçları için bile çok pahalı.

Rehberlik ücretleri yüksek ve adalarda rehbersiz gezilemiyor. Sırt çantalıların işi biraz zor. Galapagos Ulusal Parkı kurallarına uymak zorundasınız. En fazla on altı kişi olabilen gruplar bir kokartlı doğabilimci rehber ile gezmek zorunda. Hayvanların ya da kuşların yuvalarını bozmamak, yumurtalarını ezmemek için gezginler belirlenmiş patikaları kullanmak, canlıları rahatsız etmemek, onları ellememek, yiyecek vermemek ve flaş kullanmamak zorunda.

Kültür turizmini iyi biliyorlar. Bilim dünyasını sarsan Darwin’i pazarlamayı ve de doğal evrim laboratuarını korumayı iyi öğrenmişler. Adalara en büyük zararı insanlar, onların getirdiği ya da onlarla beraber gelen domuz, köpek, siyah sıçan, keçi vermiş. Guava, siyah böğürtlen, kırmızı kinin gibi bitkiler her yanı sarmış. Kontrol edilemeyen turizm adalara göçü teşvik etmiş.

Yasadışı balıkçılık, Asya’da afrodizyak olduğu sanılan denizhıyarı avcılığı ciddi zararlar veriyor. Ancak Ulusal Park yetkilileri ve Charles Darwin Araştırma İstasyonu ekosistemi korumak için elinden geleni yapıyor, keçi, köpek sayısını azaltıyor, deniz hıyarları çıkarımını engelliyor, özgün flora ve fauna türlerini geliştiriyor, kaplumbağa sayılarını artırıyor, hayvan yuvalarını koruyor. “Galapagos Dostları” adlı kuruluş elinden geleni yapıyor. Daha fazla bilgi için bakınız: www.gct.org ve www.galapagos.org

Darwin, Galapagos’un İspinozları ve Evrim Kuramı

Charles Robert Darwin (1809-1882) geliştirdiği Evrim Kuramı’yla dünyayı sarsan bir bilim insanıdır. Doğal seçme üzerine temellendirdiği evrim kuramı, yalnızca doğa bilimlerinde değil, sosyal bilimlerde ve kutsal kitaplarda yaratılış efsanelerine inananlarda deprem yaratmıştı. Yarıda bıraktığı tıp eğitimi sonrasında rahip olmak için Cambridge’de okurken bile taşların, kuşların, hayvanların peşindeydi. Jeoloji ve botanik onu daha fazla ilgilendiriyordu.

Ondaki bu eğilimlerini iyi gözleyen aile dostu botanik profesörü John Henslow’un zorlamasıyla Kaptan Fitz Roy’un “Beagle” adlı gemisi ile Güney Amerika’nın kıyılar haritasını çıkarmak üzere görevli olarak katıldığı keşif gezisi hem onun hayatını, hem de tüm dünyalıların dünyasını değiştirdi. Beagle serüveni Aralık 1831-Ekim 1836 arasında gerçekleştirildi ve gezi Brezilya, Şili, Patagonya Tierra del Fuego, Galapagos Adaları, Tahiti, Yeni Zelanda, Avustralya, Cocos Adaları, Mauritius, Güney Afrika, St. Elena ve Ascension adaları gibi yerleri kapsadı.

Gemi 15 Eylül 1835’te Galapagos’a uğradı ve yaklaşık beş hafta kaldı. Bu süre içinde Darwin yüzlerce bitki, kaplumbağa ve kuş örneği topladı. Bu örneklerden biri onun yanlış adlandırdığı bir grup kuş (bunlar 1936’da Darwin’in ispinozları diye adlandırılacaktı) koleksiyonuydu. Nasıl oluyor da, aynı fiziksel koşullara sahip, ancak birbirinden birkaç kilometre uzaklıktaki bu adalar birbirine benzeyen, ancak türdeş olmayan 13 ayrı ispinoz türü yaratabiliyordu? Bu gerçek Darwin’i sarstı ve her şey böyle başladı. Döndü ve Beagle Gemisi’nin Uğradığı Çeşitli Ülkelerin Jeolojisi ve Doğa Tarihi Üzerine Yapılan Araştırmaların Günlüğü 1832-36 adlı ilk yapıtını yayımladı.

Ardından dünyayı sarsan Türlerin Kökeni gelecekti. Bizim Galapagos gezisi süresince göreceğimiz sevimli ispinozlar bakın nelere yol açmış, nasıl Darwin’e ilham kaynağı olmuş…

*“Darwin’in zihnini açan Pasifik Adaları Galapagos”, Hürriyet Seyahat, 8 Mayıs 2016.