İlişkili Haberler

ON YILDIR GEZDİRİYOR*

İstanbul kültür gezilerine nasıl başladınız?

Gerçekte FEST 14. yılını dolduran bir kuruluş. Yurtdışından turist getirmeye yönelik bir çabası vardı. Getirdiği gruplar da kültürel gezi amaçlıyordu. 1988’de niye benzeri turları Türkiye’de, özellikle İstanbul’da yapmayalım dedik. Çelik Gülersoy ve BİLSAK bunu yapmış ama kalıcı olmamıştı. 12 Kasım 1988’de Murat Belge ile Haliç gezisine başladık. Amacımız, insanlara içinde yaşadıkları kenti köşe bucak tanıtmaktı. Bunu belli bir tarihi, sosyal, ekonomik çerçeve içinde verebilmek, yitirdiğimiz güzellikleri göstermek, yitirmekte olduklarımızın altını çizmek, kenti bazı eski iyi özellikleriyle yaşatabilirizi tartışmaktı amaç.

Güzergâhları nasıl belirlediniz?

Elimizdeki en iyi kitap John Freely ve Hilary Sumner-Boyd’un Strolling Through İstanbul kitabıydı. İkisi de benim hocam olmuştu. Orda güzergâhlar vardı, biz de önce bunları aldık. Ancak bu iş yine de yoğun bir çalışma gerektiriyordu. Bir güzergâhta çok sayıda yer görüyorsunuz. Kapalı mekânlar var bir de. Örneğin bir cami bile ancak namazdan yarım saat önce açılıyor, sonra kapatılıyor. Ayrıca kiliseler, havralar, sinagogları bildiğiniz nedenlerden dolayı açmak istemiyorlar. Bunların önceden açılmasını temin etmeye çalıştık. Gezilere katılanlara broşürler verdik. Öyle kişiler var ki her geziye katılmış ve bu broşürleri saklıyor. Bu notlar kalıcı oldu, buralardan makaleler çıktı.

Kaç İstanbul turu yapıyorsunuz?

Turları ya coğrafi bölgelere ya da konuya göre yaptık. Sultanahmet çevresi, Galata, Haliç derken “Kıyı Kıyı Boğaz” diye Boğaz çevresindeki gezilere başladık. Belgrad Ormanı gibi florayı içeren alanlara girdik. Birbirinden bağımsız 52 geziye ulaştık. Birbiriyle örtüşenleri de katarsak 75’i buluyor bu sayı. Hem yürüyerek, hem de araçlarla yapılan geziler bunlar. Yoğun bir ilgi gördük. Örneğin Murat Belge son zamanlarda üst üste 10 tane Pera gezisi yaptı. Sanırım halâ 300 kişi sırada bekliyor.

Ticari yanı dışında geziler ne gibi sonuçlar doğurdu?

Geziler İstanbulluları İstanbul’la buluşturdu. Bu İstanbulluluk bilincinin de yerleşmesi anlamına geliyordu. Örneğin Cihangir’i Güzelleştirme Derneği’nin kurucuları arasında bizimle gezen arkadaşlar var. İlk başladığımızda yılda 20-25 gezi yapıyorduk, son zamanlarda bu sayı yılda 100’ü buluyor. Bir geziye de 25-30 kişi katılıyor. Gezilerimize katılıp da yazılarında ayrıntılı işlemeye çalışan gazeteciler oldu. Bunlar da İstanbul’a bir şeyler kattı.

10 yıldır kentte neler değişti?

Gezdirdiğimiz yerlerin bir kısmı yok artık. Yıkıldı, yıktılar. Bazı yerler var, üzerinde durduk, söyledik, en azından yıkılmaması sağlandı. Yine de İstanbul sabun köpüğü gibi elimizden uçup gidiyor. Şu anda Fatih’te Tantan dışında ciddi bir örnek yok çevresini koruyan.

Gezilerinize en çok kimler geliyor?

Müptelaların yüzde 80-90’ı kadınlar. Yaş 30’un üzerinde. Bir de anneleriyle birlikte gelen 10-12 yaşında çocuklar da var. En çok bunlara seviniyoruz.

Başka kentlerden katılanlar var mı?

İzmir ve Ankara’dan da çok sayıda katılan var. Bir akşam eş dostta kalıyorlar, cumartesi pazar gezilerine katılıp dönüyorlar.

Gezilerde nelere dikkat çekiyorsunuz?
Özellikle İstiklal Caddesi’nde birinci katlara değil, daha yukarılara bakmanın kültürünü getirmeye çalıştık. Çünkü özellikle 1850 sonrası yapılan binaların birinci katı alüminyum doğrama, cam ve neon ışıklarla kaplandı. Biz vitrinlere bakarken üst katlardaki güzellikleri göremiyoruz.

Yerli turistler nasıl karşılanıyor?
Artık biraz alışıldı ama önce çocuklar, “Hello, hello,” diyorlar sonra “Aaa, bunlar Türkmüş!” diyorlar. “Bu Türkler İstanbul’u niye gezerler?” sorusu geliyor. Bazı yerlerde, bazı camilere girip çıkarken tepki gördüğümüz oldu. Bir gün Murat Belge Galata turu yapıyor, ben de oradayım. Bir polis arabası durdu, iki polis çıktı. Bizim izinsiz yürüyüş yaptığımıza karar verildi. O güne kadar böyle bir şeyi hiç düşünmemiştik. Sonra uzun uzun dağıttığımız broşürü gösterip, güzergâhımızı anlattık, “bizi izlemeye devam edin” deyip onları ikna ettik. Eksik olmasınlar ikna oldular.

İstanbullu musunuz?
Hayır, Menemen’de doğdum. Ama 34 yıldır İstanbul’dayım.

*“Kültür Tutkunu için Geziler”, Şükran Soner, Cumhuriyet, 9 Eylül 1995.