Gezi Yazıları

İRAN GÖRÜLMEDEN ANADOLU ALGILANAMAZ*

Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle

Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış

Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle

Yahya Kemal’in bu sözleriyle hayal ederdik İran’ı. 2001 yılı “Uygarlıklararası Diyalog Yılı” ilan edildi. En azından bu nedenle İran’ı görmenin tam zamanıydı. Ancak bu neden de yeterli değil. Genel olarak Türkiye’de yaşayanlar komşularını tanıma konusunda hiç cömert değil. Çoğu Paris’i, Londra’yı ezbere biliyor da, Şam’ı, İsfahan’ı, Bakü’yü tanımıyor. Suriye’ye yeni yeni gitmeye başladık. Savaştan önce de Irak’a gidenimiz azdı. “Devrim”den sonra İran’a gidenler ise sayılı.

İran’ı gezmek, görmek deyince iki görüş öne sürülebilir. “İran’da kadınlar örtünmek zorunda, bu nedenle ben İran’a gitmem” ya da “İran terörist bir devlet, ben onlara para kazandırtmam”. Bu siyasi karakterli itirazlar İran’ı görmemek için bahane olmamalı. Kimileri için, siyasi polemik konusu olan “başörtüsü” sorun olabilir. Bir Alman, bir Fransız bu tartışmanın oldukça dışında olduğundan rahatsız olmuyor.

“Derin devlet”lerin giderek güçlendiği bir dünyada ülkelerarası terörizm ise bir başka tartışma konusu. Bir gezgin böylesi siyasi tartışmaları aşmalı. Gezilerde siyasi tavır almayı yaygınlaştırdığınızda Ermeniler nedeniyle Türkiye aleyhine karar alan Fransa’ya ya da Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı olan ya da darbecilerin, diktatörlerin iktidarda olduğu ülkelere de ayak basmamanız gerekir.

Bir gezgin, ülkeler, daha da önemlisi halklar arasındaki diyalog için en iyi öğedir. Gezginler gittikleri ülkelerin olumlu dönüşümlerinde, bazı kapıların aralanmasında etkili de olabilir.

Türklerin Anadolu’ya gelişinden önceki serüvenini, Selçukluları, İslamiyeti, daha da önemlisi üç büyük tek tanrılı dine çok önemli katkılarda bulunan Zerdüşt dinini algılamada İran’a gitmek “olmazsa olmaz” bir koşul.

İran, 1 Nisan 1979’dan sonraki resmi adıyla İran İslam Cumhuriyeti, 1 milyon 648 bin km²’lik toprağa 80 milyonu aşkın nüfusa sahip. Halkın yüzde 89’u Şii Müslüman, yüzde 10’u Sünni Müslüman, diğerleri Zerdüşti, Musevi, Hıristiyan. Halkın yaklaşık yarısı Fars, dörtte biri Azeri kökenli. Ayrıca Gileki, Mazanderani, Kürt, Arap, Lur, Beluci ve Türkmen yaşıyor İran’da. Değişik şiveleriyle birlikte Farsça, Azerice, Kürtçe, Arapça, Türkçe, Beluci ve Lor dilleri konuşuluyor.

İran’a doğu sınırımızı geçerek karayolundan da ulaşabiliriz, Tahran’a (Tehran) uçak yolculuğu yaparak da. Deneyimli gezginler “Tahran’a olabildiğince az zaman ayırıp hemen diğer kentlere gidin” derler. Yaklaşık 10 milyon nüfuslu Tahran’ın her yönüyle tek başına İran’ı temsil edebilmesi mümkün değil. Ama tüm İran’ın en güzel müzeleri de orada. Bunlardan en önemlisi olan İran Ulusal (Arkeoloji) Müzesi, İran’ı algılamada bir köşetaşı, İran gezisinin de “highlight”ı. Tahran’da ayrıca Rıza Abbasi, Halı, Cam, Çağdaş Sanat müzeleri, çok güzel saraylar, parklar, camiler, medreseler, kiliseler ve de çarşılar var. Merkez Bankası içindeki Ulusal Mücevher Müzesi (Hazine) ise göz kamaştırıcı.

Tahran’ın hemen yanıbaşındaki en eski yerleşim yeri Rey’i gezdikten sonra Kum’a (Gom) geçebiliriz. Kum 8. İmam Hz. Rıza’nın Türbesi’nin bulunduğu Meşhed’den sonra İran’ın en kutsal ikinci mekânıdır. İran Devrimi’nden sonra yönetimde olan tüm dini kadroların yetiştiği yer olan Kum’a 8. İmam Hz. Rıza’nın kızkardeşi olan Masume’nin Türbesi damgasını vurur. Bu türbeye kadınlar ancak kara çarşaflar (çador) ile girebilir.

Kum kentinden sonra geçeceğiniz Kaşan kenti cami ve medreselerinin yanı sıra buzevi, Borucerdi Evi’nin bezemeleri ve rüzgar kuleleri, eski surları ve Fin bahçeleri ile ünlü. Kum kentinden çıktıktan bir süre sonra ziyaret edebileceğiniz eski Zerdüşt köyü Abyaneh, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde. Hâlâ ayakta duran tarihi mimari dokusu ve halkının ilginç giysileri ile son derece ilgi çekici.

Artık İsfahan (Esfehan) için yola çıkabiliriz. Pierre Loti İsfahan Seyahatnamesi’nde “Kim benimle beraber İsfahan’a gül mevsimini görmeğe gelmek isterse… karşısında Alp dağlarının en yüksek tepeleri kadar yalçın, renksiz tuhaf çiçeklerle ve kısa otlarla kaplı sonsuz ovalar bulmaya hazırlansın” diye yazar.

2500 yıllık eski başkent İsfahan dünyanın en büyük meydanlarından birine ve son derece güzel köprülere sahiptir. İran el sanatlarının en güzel örneklerini sergileyen çarşılarla çevrili Nakş-ı Cihan ya da İmam Meydanı’na üç yapı damgasını vurur. Başlı başına bir sanat eseri olan 30 m yüksekliğindeki anıtsal giriş kapısı ile İslam dünyasının mimari şaheseri kabul edilen İmam (Şah) Camisi; 48 m yüksekliğindeki 6 katlı, Safevi döneminin hükümet binası olan 17. yüzyıl yapısı Ali Gapu Sarayı ve çini panolarıyla ünlü Şeyh Lütfullah Camisi.

İsfahan’da ayrıca Selçuklu döneminin sadeliğinden Safevi döneminin “barok” özelliklerine kadar İran kutsal mimarisinin tüm evrelerini görebileceğiniz Cuma Camisi, İslam tarihçilerine göre döneminin en ünlü ve en etkin ateş tapınağı olan Zerdüşt Ateş Tapınağı (ateşgede); mimari tarzının sadeliği, süslemelerinin yanı sıra blok mermerleri, tonoz işçiliği ve hayvan motiflerinin betimlendiği çinileri ile dikkati çeken Heşt Beheşt Sarayı, 17. yüzyılda Şah I. Abbas’ın kabul sarayı olarak yapılmış Çehel Sütun (40 Sü- tunlu Saray), Şehristan, Ermeni Vank Katedrali, Sio Se Pol ve Kacu köprüleri diğer görülecek yerler arasında.

İsfahan’dan sonra Marco Polo’nun “soylu kenti”, UNESCO’ya göre dünyanın en eski mimarlık eserlerine sahip ikinci kenti olan Zerdüşt dini merkezi Yezd’e gidip orada “kanat” diye adlandırılan yer altı su sistemini, Seyyid Rükneddin ve Emir Çakmag külliyelerini, Ateş Tapınağı ve Sessizlik Kulelerini, Cuma Camisini, Devletabad Bahçesi’ni görebilirsiniz.

Yezd’den sonra gidilecek yer tabii ki şiir ve gül kenti Şiraz olur. Şiraz’ın “şiirsel kent” olarak tanımlanmasının en büyük nedeni Hafız ve Sadi gibi iki büyük şairin bu kentten çıkmasıdır. Şiraz’a gittiğinizde Hafız’ın Türbesi, Sadi’nin Türbesi, İrem Bahçesi (Cennet Bahçesi), Nasır-el Mülk Camisi ve Vekil Camisi’ni mutlaka görmenizi tavsiye ederiz.

Yezd-Şiraz yolu üzerinde de Pasargad’da Kuroş (Cyrus) Mezarını, eski saray kalıntılarını, Nakş-ı Rüstem’de dört kral mezarıyla harika kaya kabartmalarını ve ateş tapınağı olduğu varsayılan bir kübik yapıyı ve Nakş-ı Recep kabartmalarını gezmeniz gerekir. Ama bu yol üzerinde esas İran gezisinin incisi Persepolis (Taht-ı Cemşid) yer alır.

Ahameniş Hanedanı’nın tören merkezi ve daha önemlisi Ahameniş sanatı ve mimarisinin en güzel örneklerinden biri Mervdeşt Platosu’nun doğu ucunda oldukça geniş, sulak ve bereketli topraklarda 450 x 300 m büyüklüğündeki bir platonun üzerinde kuruludur. İran’ın tarihi hakkında elde edilen önemli kaynaklara göre kraliyet binaları, tören salonları, hazine, depolar ve ahırlardan oluşan bu saray topluluğunun yapımına MÖ 515’lerde başlanmış, yaklaşık 150 yıl içinde tamamlanmıştır.

İran’dan bahsederken 2003 yılındaki depremde tamamen yıkılan Bam’ın kerpiç kalesi ve surlarını unutmamak gerekir. Bam kenti İran çöllerinden getirilen kırmızı tuğlalardan yapılmış kalesiyle ünlü, terk edilmiş bir açık hava müzesiydi. Kent merkezi dıştan içe doğru üç sıra surla korunuyordu. En dıştaki ana sur 12 m yüksekliğinde ve 3 m genişliğin- deydi. Duvarın içinde evler, atölyeler, dükkânlar, bir kervansaray ve ana cami bulunmaktaydı. İkinci sıra surun içinde kışla ahırlar, bürokratların ve askerlerin evleri bulunmaktaydı. Üçüncü sıra sur ise iç kaleyi ve valilik binasını korumaktaydı.

İran’da ayrıca Kapalıçarşısı’yla ünlü Tebriz’i, Safevi şeyhlerinin bulunduğu Erdebil’i, Çoga Zenbil’deki ziguratı, Sultaniye’deki kubbesiyle öne çıkan Olcaytu Türbesi’ni, Batı Azerbeycan eyaletindeki Taht-ı Süleyman’ı, Kirmanşah’ı, Tak-ı Bostan’ı, Bisütun yazıtını, Kerman’ı, Mahan’ı, Hemadan’ı, İran’ın en kutsal kenti Meşhed’i, Firdevsi ve Ömer Hayyam türbelerini, Susa’yı, Gazvin’i gezebilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde İran’dan 21 yer bulunuyor. Bu geziler sırasında uğrayabileceğimiz diğer ilginç yerler ise çarşılar, lokantalar, nargile kahveleri, parklar ve havuzlar…

* “Değişik Kültürler Mozaiği, İran’da Bir Gezinti”, BÜMED Boğaziçi Dergisi, Eylül 2001, s.46-48.