Gezi Yazıları

BAŞKA MEZOPOTAMYA YOK*

Mezopotamya iki nehrin, Fırat ve Dicle’nin arası, dünyanın en eski uygarlıklarının beşiği. Her metrekaresinde Sümer, Akad, Babil, Asur, Pers, Roma, Abbasi, Selçuklu, Atabekler, Osmanlı’nın, yaklaşık on bin yıllık yoğun kültürel mirasın izlerini barındırıyor. İnsana ait birçok gelişmenin ilki burada gerçekleşti: ilk kentleşme, ilk yazı, ilk çömlekçi çarkı, devletin ilk kurumlaşması, ilk kanunlar, ilk bürokrasi, ilk sulama yolları, astronomiye, matematiğe ilişkin ilk bilgiler, hatta ilk pil…

Gılgamış Destanı burada yaşandı. Nuh Peygamber teknesini muhtemelen burada yaptı. Tevrat peygamberi İbrahim burada yaşadı. Yunus Peygamber burada gömülü. Hammurabi kanunlarını burada yaptı. Nabukadnezar ünlü Babil’in Asma Bahçelerini burada yarattı. Abbasiler döneminde 2,5 milyonluk bir nüfusa ulaştığı söylenen görkemli Bağdat burada oluştu. Hz. Muhammed’in damadı Ali ve torunu Hüseyin burada yatıyor. İşte şimdi böylesi bir coğrafya barbarların ateşi altında. Burada yok edilecek tarihsel eserlerin geriye dönüşü, yerine benzerlerinin konulması söz konusu değil. Özellikle antik Mezopotamya kültürlerine ilişkin kalıntılar geriye dönüşsüz. Petrol başka yerlerde de bulunabilir, ama bir başka Mezopotamya yok.

1991 Savaşı’nda Ur Zigguratı çevresinde bombalarla dört yüz delik açıldı, Tak Kisra (“Ctesiphon”) çatladı, henüz kazılmamış Tell el-Lam’da tarihten habersiz ABD neferleri siper kazdılar, 13 yerel müzeden dokuzu yağmalandı.

Irak Kültür Bakanı Hamid Yusuf Hummadi İstanbul’da 16-17 Eylül 2002 tarihinde toplanan UNESCO 3. Kültür Bakanları Yuvarlak Masa Toplantısı nedeniyle UNESCO Genel Direktörü Koichiro Matsuura’ya sunduğu resmi yazıda 1991 kültürel miras tahribatını şöyle sıralıyordu: 123 cami ve mescid / Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi/ Musul, Duhok, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Nasıriye, Kut ve Maysan’ daki yerel müzeler / Ninova, Babil, Ur arkeolojik örenyerleri / Bağdat’taki Mustansıriye Medresesi, Beytül Hikme Abbasi Sarayı, Geylani Türbesi, İmam El-Idehem Türbesi / Necef’teki İmam Ali Türbesi / Kerbela’daki İmam Hüseyin Türbesi / Kerbela’da İmam Abbas Türbesi/ Musul’da Süryani Ortodoks ve Aziz Metta, Bağdat’ta Meryem Ana, Azize Teresa, Aziz Yahya ve Süryani Katolik, Kerkük’te Meryem Ana kiliseleri tahrip oldu. 1991 Savaşı’nın hemen öncesinde Irak Eski Eserler Müdürlüğü’nün aceleyle saklamaya çalıştığı eserler de iyi korunamadı. 1991 sonrasında Irak’ın bu konudaki UNESCO’ya başvuruları sonuçsuz kaldı.

Günümüze kadar süren BM ambargosu Irak’taki kültürel mirasın uluslararası çapta korunmaya alınmasını da engelledi. 1991 Savaşı sonrasında Irak’ta yaşanan kültürel miras yağma ve talanındaki en büyük etken yine BM ambargosuydu.

Irak 1991 Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında 4 bin tarihsel eser kayıp verdiğini açıkladı. Ne yazık ki bunlardan ancak yirmisi geri döndü. 1996’da hâlâ Ninova’ daki Sennaşerib Sarayı’ndan koparılan dokuz parça dünyanın önde gelen “sanatseverleri”ne (!) pazarlanıyordu.

1970 UNESCO Kültürel Mirası Koruma Konvansiyonu gereğince Irak’ın bir UNESCO heyetinin Irak’a gelmesi konusundaki talebini ABD ve İngiltere iki kere engelledi. Ambargo kültürel mirası da vurdu.

Barbarlar

1991 Körfez Savaşı’ndan bazı dersler alındı. Örneğin Irak’ta geriye kalan az sayıdaki müzeci, arkeolog özellikle Musul Müzesi ile Bağdat’taki Ulusal Müze’de bulunan taşınabilir tarihsel eserleri saklamaya, taşınamazları kum torbalarıyla örtmeye çalışıyorlar.

Barbarların yönettiği ABD ve İngiltere’de kültürel miras bilincindeki çok sayıda arkeolog, tarihçi, sanatçı savaş merkezlerini uyarmaya çalıştılar. Bunlardan bazıları ABD’de Pentagon’a ulaşabildi. Pentagon’a bu konuda danışmanlık yapan Chicago Üniversitesi Irak uzmanı McGuire Gibson şunları söylüyor: “Pentagon’un elinde 150’lik bir liste vardı. Biz onlara 4 bin yer daha verdik. Ancak bu, ülkedeki zenginliğin yüzde 10-15’i.”

Pentagon ise ellerinde “bombalanmayacaklar” (no strike list) ve “sınırlı bombalanacaklar” (restricted ordnance) biçiminde iki liste olduğunu, ikinci listedekileri ancak o tarihsel yerlerdeki Iraklıların varlığına göre değerlendireceklerini söylüyor. Ancak ABD barbarları tarihe ve kültürel mirasa saygıda o denli kötü tescilli ki bu sözlere inanmak mümkün değil. Ayrıca daha savaşın ilk günlerinde Tikrit Müzesi, Musul Müzesi, Bağdat’taki Mustansıriye Medresesi ile El Zohur Sarayı’nı bombaladılar, antik Mezopotamya kalıntılarının bulunduğu yerleri tanklarıyla ezdiler.

UNESCO Genel Direktörü hemen bu konuya dikkat çekti. Ancak Birleşmiş Milletler’i takmayan bir Mr. Bush UNESCO’yu mu takacaktı?

İngiltere açısından durum daha da vahim, Cambridge, Trinity College profesörlerinden Nicholas Postgate, ABD Savunma Bakanlığının bile tarihçilere kulak kabarttığını ancak İngiltere’nin “sağırlaştırıcı bir sessizlik içinde olduğunu” söylüyor.

Uluslararası Çabalar

ABD arkeologları oldukça erken bir zamanda olası bir savaş durumunda kültürel mirasa sahip çıkılması doğrultusunda bir çağrı yaptılar. Ancak bu ve benzeri çağrılar Avrupalılar tarafından “kültür emperyalizmi” olarak adlandırıldı. Sonunda açıklamalar “eğer Iraklılar bizi yardıma çağırırlarsa” diye düzeltildi.

1879’da kurulmuş Amerikan Arkeoloji Enstitüsü (AIA) Ocak ayının ikinci yarısında “Irak’taki (eski Mezopotamya) olağanüstü global öneme sahip olan arkeolojik ören yerleri, müzeler, anıtlar, tüm halklara hükümetlere onları koruma görevi empoze etmektedir. Herhangi bir askeri çatışmada bu miras tehlike altındadır. Ve şimdi öyle görünüyor ki, şu anda ölümcül bir tehlike altındalar…” biçimindeki giriş paragrafı ile “Irak’ta Tehlike Altındaki Kültürel Miras Konusunda Açık Deklarasyon” yayımlandı. Epey ilgi gördü. İngiltere’den, Almanya’dan, Japonya’dan… ve de Türkiye’den desteklendi. Bunu arşivler, müzeler, anıtlar ve ören yerleri, kütüphaneler konularındaki ICA, ICOM, ICOMOS, IFLA gibi kuruluşların ortak örgütü Mavi Kalkan’ın Uluslararası Komitesi’nin bildirisi izledi.

Ne yazık ki, bu ve benzeri çağrılarda temel bir yanlış var. Batı uygarlığının dayandığını sandıkları eski Mezopotamya kültürünü öne çıkarıyorlar. Sonraki Pers, Abbasi, Selçuklu, Atabekler, Osmanlı kültürüne, günümüzde yaşayan Irak halkı kültürüne sahip çıkmıyorlar. Onların bu yaklaşımının ivedilikle düzeltilmesi gerekiyor.

UNESCO’nun Aymazlığı

UNESCO 2002 yılı itibarıyla 125 ülkede 563’ü kültürel, 144’ü doğal, 23’ü karışık, toplam 730 yeri Dünya Mirası Listesi’ne almış. Bu liste içinde ABD’den on sekiz yer var. Ne yazık ki, bu listede koskoca Mezopotamya’dan bir tek yer, bir Part başkenti olan Hatra yer alıyor. UNESCO için ne büyük bir ayıp.

Irak, 80’li yıllarda daha çok yerin UNESCO Dünya Tarih Mirası listesinde yer alması için yeni yerler önermiş. Ancak İran-Irak Savaşı ve ardından BM ambargosu nedeniyle bunlar incelenememiş, UNESCO’ya bakılırsa Irak gerekli bilgileri de verememiş.

Ancak bu öznel bir durum. Örneğin Türkiye’den önerilen yeni yerler niye bekliyor? Ardından Irak 2000 yılında UNESCO’ya yeni bir liste önermiş. Bu liste yedi yeri kapsıyor: Ninova (Ninive, Koyuncuk), Nemrud (antik Kalhu), Asur, Samarra, Ukeyir, Vasit (Kut) ve Ur.

Uluslararası Yasal Zemin

Bu alanda önemli yasal araçlar var. Bunlardan biri 1954 Lahey Sözleşmesi “Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi”. Sözleşme 1954’te kabul edilmiş, 1956’da yürürlüğe girmiş. Sözleşmeye ek olarak iki protokol yapılmış. Sözleşmeyi yüz üç ülke, Birinci Protokolü seksen beş ülke imzalamış. Bunlar arasında Türkiye ve Irak var. ABD ve İngiltere bu sözleşmeyi kabul etmemişler. Önsözünde şu cümle yer alıyor: “Her halk dünya kültürüne katkıda bulunduğundan herhangi bir halka ait kültürel varlığın tahribatı tüm insanlığın kültürel mirasının tahribatının anlamına geleceğine inanarak…”

İkinci sözleşme 1970: “Kültürel Varlıkların Sahipliğinin El Değiştirmesi, Bunların Yasadışı İthalatı ve İhracatının Önlenmesi ve Yasaklanmasının Araçları UNESCO Sözleşmesi”. Aralarında Türkiye, Irak, ABD’nin de bulunduğu doksan yedi ülke bu sözleşmeyi kabul etmiş.

Üçüncü önemli metin de yüz yetmiş iki ülkenin kabul ettiği, 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Koruma Konvansiyonu.

ABD’liler, İngilizler, hatta Kuveytliler Saddam’ın askerlerinin hep tarihi yerlere sığındıklarını söylüyorlar. Ama Irak’ın her yanı öyle zengin ki, mutlaka bir yerler hedef olacak. Tarihçilerin bazıları Mezopotamya için 100 bin ören yerinden bahsediyorlar. Daha bilinen, ancak kazılmamış, açılmamış o kadar çok yer var ki!

Byron 1815 tarihli “Sennaşerib’in Yıkımı” şiirinde şöyle yazmış: “Ağıla giren kurt misali daldı Asurlu/ Taburları parıldadı yaldızlı morlu.” Şimdi yurtdışı barbarlar saldırıyorlar aynı biçimde.

Irak’ta şu anda tarihi camiler, türbeler, medreseler, hanlar, kiliseler, manastırlar, saraylar, kaleler, kent duvarları kalıntıları, köprüler, su yolları, höyükler, mağaralar, kazılmış ören yerleri, henüz kazılmamış kalıntılar, müzeler vs. yok olma durumunda.

Savaş sürüyor. Kan ve gözyaşı da. Irak’taki haksız savaşa karşı çıkışımıza bir de kültürel miras boyutunu eklemeliyiz.

*“Başka Mezopotamya Yok”, Cumhuriyet Dergi, Sayı: 890, 13 Nisan 2003.