İlişkili Haberler

KÜLTÜR NEFERİ GİBİ

Faruk Pekin, yurtiçinde ve özellikle İstanbul’da, tarihi dokunun korunması için çok sayıda proje gerçekleştiren, bir kültür turu uzmanı, araştırmacı, gezgin ve yazar… Ayrıca İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Danışma Kurulu üyesi. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın başkanı. İstanbul’un Art-Nouveau Yapıları , İstanbul’un Flora ve Faunası, Çeşme ve Sebilleri, İstanbul’daki Mısır İzleri, Divanyolu ve Süleymaniye Konakları gibi Adım Adım İstanbul® başlıklı 90 farklı tematik kültür gezisiyle İstanbul’un, Türkiye ile dünyanın farklı coğrafyalarındaki kültürlerin izini süren FEST Travel’ın da kurucusu.

Turizme yaptığı katkılardan dolayı İstanbul Turizm Haftası kapsamındaki ödül töreninde “Etkinlik” dalında İstanbul Turizm Ödülü alan Pekin’le kültür turları, İstanbul ve turizmi konuştuk.

İstanbul kültür turlarına ne zaman, niçin başladınız?
Kültür turlarını ilk başlarda daha çok yurtdışından gelen gezginlere yönelik düşünmüştük. Daha sonra “ İstanbulluya neden yapmayalım” dedik ve o zamanlar yayında olan Tarih ve Toplum dergisiyle İstanbul Kültür Turları’nı başlattık. 8-10 güzergâh derken, bugün yurtdışından gelen turistlere 1,5 günde gezdirilen İstanbul’da 90 özgün güzergâhı aştık. 40 bin İstanbulluya yaşadıkları kenti keşfetme şansını sunduk. İstanbullu İstanbul’u gezmezdi. İstanbul kültür turlarıyla İstanbul merakı yarattık. Halen İstanbulluyu içinde yaşadığı kentle buluşturmaya, her gün içinden, yanından geçtiği yapıların ne olduğunu onlara anlatmaya, bir farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.

Çünkü tanınan bir şey sevilir, sevilen bir şeye de sahip çıkılır. Sadece kente yeni gelenler değil, eskiden beri burada oturanlar da tanımıyor şehri.

Yurtiçi ve yurtdışı turlarınız da kültür ağırlıklı. Bu turlar daha çok kimlerin ilgisini çekiyor?
İstanbul ve diğer kültür turlarına katılanların çoğunluğu yüksekokul mezunu. İstanbul kültür turlarını yaparken, “Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’yu neden gezmiyoruz” dedik. 1989’da Doğu Anadolu’ya ilk yaptığımız geziye 44 kişi katıldı. Ancak dağcıların gidebileceği bir iki yerin dışında gitmediğimiz yer yok. Şimdi bir yılda 80 ülkeye 110 farklı gezi yapabilir durumdayız.

Bu turlar insanları nasıl etkiliyor?
Yurtdışı gezilerde yarım gün panoramik gezi, öğleden sonra alışveriş yapılırdı. Kültür turları, yurtdışı gezi alışkanlığını değiştirdi; insanlara keşfetmeyi, gittiği yeri fark etmeyi öğretti. Bakmak önemli değildir, görmek, görmekten de önemli olan algılamaktır. Şimdi saat dörtte otele gittiklerinde “Eee şimdi ne yapacağız” diyen bir gezgin grubu oluştu.

Gezilerde verilen bilgilere ek olarak seminerler vermeye başladık. Gezerken “buraya niçin çöp atılmış, burası neden bakımsız derken” Türkiye’nin her türlü tarihsel mirasının, zenginliklerinin ve değerlerinin ve bu değerlerin yeşerdiği doğanın ve çevrenin korunması, bu nedenle tanıtılması, sevdirilmesi ve sahip çıkılması için toplumda duyarlılık ve bilinç oluşumunu sağlamak ve bu bilinci geliştirmek amacını güden “Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı”nı kurduk.

TÜRSAB Kültür Turizmi Komitesi’nin de başkanısınız. Bu komitenin amacı nedir?
TÜRSAB Kültür Turizmi Komitesi, ağırlıklı olarak rehber kökenli acentecilerden oluşuyor. Bu komite 8 ayda ilki İstanbul’da olmak üzere şimdiye kadar Kuşadası, Kapadokya, Tarsus, Şanlıurfa, Kastamonu’da 6 sempozyum yaptı. Bursa, Van ve Artvin’de üç sempozyum daha yapılacak. Bu sempozyumları kültür turizmine ve Türkiye’nin turizm politikalarına dikkat çekmek için yapıyoruz. Türkiye’nin turizme yaklaşımında bir hata, aksaklık, bir kırılma var. Değişik şekillerde kurgulanmış tatil sitelerinde, otellerde her şey dahil sistemiyle olması gerekenden çok aşağı bir fiyatla deniz-kum- güneş üçlüsünü vurgulayarak turizm pazarladığınızda para kazanamıyorsunuz.

Turizm hedeflerimize ulaşamadık mı?
Önemli olan gelen turistin niteliği ve ne kadar para bıraktığıdır. İngiliz turist Londra’da iki haftada 400-500 sterlin harcayacak iken, burada 300 sterlin harcayıp gidiyor. Bırakın halı mücevher almasını bir yana, bu durumda turistin cebine bir de para koymuş oluyoruz. 1989’dan bu yana kültür turizmi girdilerinde büyük bir düşüş var. O tarihlerde ortalama 800 dolara sattığımız turu şimdi 300 dolara satmak zorunda kalıyoruz.

Komitenin çalışmaları destek buluyor mu?
Komite turizmin bu sorunlarını aşmaya, bölgelerin elindeki güçleri ortaya çıkarmaya, hükümetin ve yerel yönetimlerin dikkatini çekmeye, turizm stratejisinin belirginleşmesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Bildiğiniz gibi emlak vergilerinin yüzde 10’u İl Özel İdareleri’nin bütçesine aktarılıyor. Onlar da bu kaynakları restorasyonlara ayırıyorlar. Bazı yerlerde Valilikler, İl Özel İdareleri (İstanbul gibi örneğin) çok başarılılar. Biz onların bu çalışmalarını daha hızlı, sonuç alıcı yerlere yönlendirebilir miyiz, yardımcı asistanlar gibi katkı sunabilir miyiz diye düşünüyoruz.

Çare kültür turizminde mi?
Türkiye’nin “mukayeseli üstünlük” yanı var. Türkiye’deki kültür değerleri dünyanın hiçbir yerinde yok. Türkiye bir gezi planının “olmazsa olmaz”ının bir numarasıdır. Tevrat burada, İncil Anadolu’da, Yedi Kilise, Aziz Pavlos burada, Nuh’un Gemisi burada. Bunlar elimizde ama bir çıkış yapamıyoruz. Türkiye gibi çok katmanlı, çok kültürlü bir yapıyı niye ön plana çıkarmayalım? Bu çok katmanlı, çok kültürlü yapıyı ön plana çıkarmak siyasi anlamda da kazançlar getirecektir. Biz “sadece kültür turizmi yapalım, deniz-güneş-kum üçlüsünü unutalım” demiyoruz. Bir hafta deniz, bir hafta kültür niçin satmayalım ki?

İstanbul 2010 için ne düşünüyorsunuz?
Devlet, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları arasında mükemmel bir yönetim planı oluşturulursa bu 2010’un en büyük başarısı olacaktır. En kötüsü de bu üç yapı arasında eşgüdümün kurulamaması olur. İkinci olarak İstanbulluları bu sürece ne kadar çok dâhil edebilirsek, o kadar başarılı olacağız. Bunun için de etkinliklerin elit bir kesimin alıştığı tarzda bir şeylerle sınırlı kalmaması lazım. Etkinlikleri ve etkinlik alanlarını merkezden dışarıya, Kartal, Ümraniye, Küçük ya da Büyükçekmece gibi alanlara taşımak, çocuk, kadın, gençler gibi özel gruplara yönelik projeler sunmak, merkezden insanların da oralara gitmesini sağlamak gerektiği kanısındayım.

Ayrıca sivil toplum kuruluşlarının daha fazla işin içinde olması, devletin destek verip, işi bu kuruluşların inisiyatifine bırakması gerekiyor. Avrupa’da seçilen kentler hep böyle yaptılar. Zaten Avrupalılar da, Girişim Kurulu’nda böyle bir oluşum gördükleri için İstanbul’u seçtiler. Aslında İstanbul öyle seçmelere konu olacak bir kent değil. Çünkü dünyada İstanbul gibi, çok kültürlü, çok katmanlı ikinci bir kent yok.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor?
Bu kentte bir ışık var, bu ışık beni büyülüyor. İstanbul “her daim faal”, dinamik bir kent, kıpır kıpır bir rüya şehridir. Bu kentin kendine özgü bir enerjisi, bir kokusu, bir ruhu, bir büyüsü var. Batılılara kalırsa İstanbul 2700 yıllık bir kent. Oysa burada MÖ 4000’e 5000’e giden var. Fikirtepe, Sultanahmet ve diğer yerlerde yapılan kazılarda 7 bin yıllık malzeme bulundu.

Yarımburgaz Mağarası’ndaki bulgular ise ilk İstanbullunun en az 300 bin yaşında olduğunu gösteriyor. Üst üste birçok medeniyet gelmiş. Fatih İstanbul’u aldığında ileride kuracağı imparatorluğun merkezi olarak düşünmüş ve burada beşeri bir coğrafya yaratmış. Bu coğrafyanın yüzde 58’i Müslüman, yüzde 42’si gayrimüslim. 400 yıl boyunca nüfus sayımlarına bakın, bu oran korunmuş. Osmanlı’nın 400 yıl yaşamasının altında yatan gerçeklerden biridir bu.

Bozulmadı mı sizce?
İstanbul’daki canlılık bambaşka. Çok üzerine gidildi, hâlâ da üzerine gidiliyor bu kentin. Ama o hâlâ direniyor. Bakın mutfağına, hiçbir kentte bu kadar uluslararası birleşim yoktur, Elbasan tavasından Çerkes tavuğuna, Boşnak mantısına, Şam tatlısından Arnavut ciğerine kadar ne ararsanız vardır. Osmanlı’nın başkenti ve sarayın burada olması nedeniyle en iyi yemek, en iyi elbise, sanat, okul, vs. hep burada olmuştur. Bugün Venedik kültür satıyorsa, İstanbul bunun çok çok daha iyisini satar. Mimari yanlışlarına, habire yapılan köprülerine, güzeli yok etme çabalarına, kesilen ağaçlarına rağmen…

*“Bir Kültür Neferi”, Aynur Gürsoy, Şehr-i İstanbul, Sayı: 20, 2008, s. 19-21.