İlk Yazılar

TÜRK DİLİ ÜZERİNE

Türk diline kimse bakmaz idi,

Türklere her giz gönül akmaz idi,

Türk dahi bilmez idi bu dilleri,

İnce yolu ol ulu menzilleri.

Kırşehirli Âşık Paşa

Her yıl 2 ve 3 Haziranda Karaman’da şenlikler yapılır, Türk Dili Bayramı kutlanır. 689 yıl önce devlet dili olarak onaylanmıştır Türkçe. Dil birliğinin bir ulusun varlığı içip gerekli olduğu bilincine eren Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277’de buyurmuştur ki:

— Bugünden sonra divanda, dergâhta, bergâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.

Daha önce Türkçe yok muydu? Vardı. Türkçenin geçmişi çok eskidir.

İsa’dan önce 3. yüzyılda Oğuzhan zamanında devlet dili olarak Türkçe kullanılıyordu. Attilâ’nın betikleri Türkçedir. Orhun Yazıtları’ndaki «Ey Türk! Titre ve kendine dön.» sözleri Türkçede yazılmıştır. Anadolu Selçukluları’na gelinceye değin Türkçe kullanmışlardır tüm öteki Türk boyları. Anadolu Selçukluları ise, hiç gerekmezken Farsçayı ana dilleri yapmışlar ve yabancı bir ekine (kültür) tutsak olmuşlardır. Osmanlılar’a gelince; onlarda doğu ve batı ekinlerinin etkisiyle karışık bir dil, Osmanlıca var olmuş ve sınırlı bir toplulukça kullanılmıştır. O yıllarda yazı dili ile konuşma dili ve alt yapı ile üst yapı arasında geniş bir uçurum açılmıştır.

Niçin önemlidir ulusal dil? Eğer bir yurtta kendi öz dillerini bırakmışlar başkalaşmış dil kullanmaya çalışılıyorsa, eğer yazı yazanlar onu okuyana söylemiyorlarsa, bir nen ve yabancı diller tansımasıyla öz dile saygı ve sevgi yitirilmişse eğer, o adamlar kendilerini unutmuşlardır artık. İşte bu ulusun ölmesi yakındır. Tarihte birçok örnekleri bulunur bunun, dil birliğiyle özgürlük kavgasına hazırlanmış ulusların yanı sıra. «Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa töre ve ekin bozulur. Töre ve ekin bozulursa tüze yanlış yola sapar. Tüze yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiç bir şey dil kadar önemli değildir.» der Konfüçyüs.

Her davranışı ile çağını aştığını kanıtlayan önder Atatürk özgürlük savaşında dil konusunu da eylem alanına sürmüştür. Bu Türkçeye yapılan ilk bilinçli etkidir. Daha önce hiçbir nen yapılmamış mıdır bu konuda? Yapılanlar birkaç olumsuz davranış dışında hiçtir. Örneğin Genç Kalemler’de bilinçsizce kullanılan sözcükler ile Ziya Gökalp’ın «Türkçeleşmiş Türkçe» si, 1930’dan sonra yapılanlar ise geniş bir dil devrimi durumuna giriyor. Atatürk bu devrime coşkunluk ve hız getiriyor, geniş kütlelerce desteklenmesini sağlıyor. 1932’de Türk Dil Kurumu kuruluyor ve çalışmalar şu üç ana öğe üzerine toplanıyor:

1) Dilimizi bağımsızlığa kavuşturmalı, yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kurtarmalı,

2) Türk dilinin değerlerini araştırmalı ve tüm acuna tanıtmalı,

3) Zenginliği gölgelenmiş ve olanakları baltalanmış dilimizi işlemeli, geliştirmeli ve uygarlık düzeyine çıkarmalı.

Hep birlikte yeni kelimeler bulunuyor. Bunlar a) türetme, b) birleştirme, ayrıca tarama ve derleme yollarıyla elde ediliyor. Atatürk de çok çalışıyor öz türkçemiz için. Kendisince birçok yeni sözcükler türetiyor. Örneğin uzay, kesit, yöndeş açı (zaviyetan-ı mütevaffıkatan), teğet, payda, türev, teğmen, tümen, er, subay v.b… Ayrıca başta güneş-dil kuramı olmak üzere birtakım kuramlar tartışılıyor ve dil savlarından tarih savlarına geçiş yapılıyor. Kısa zamanda tüm ulusun çabasıyla binlerce kelime doğuyor. Bunda en güçlü kaynak halk dili oluyor. Dil devrimi her devrimin gördüğü karşı etkiyi görüyor tutucu çevrelerden. Özellikle 1950-60 yılları Türkçe için yıkım oluyor. 1952’deki bir uğraşının sonunda Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na dönüştürülüp dil devrimi baltalanıyor. 27 Mayıs Devrimi’nden sonra ise yeniden canlanıyor öz türkçemiz. Özellikle Türk Yazını’na kazandırılan yeni yapıtlarda ve çevirilerde arı Türkçe egemen oluyor. Yirmi altı yıllık çalışmanın sonucu şu oluyor 1958 de: Yapılan sayımda Türkçe Sözlük’deki sözcüklerin ‘%58’i Türkçe, %27’si Arapça-Farsça, %15’i Batı dillerinden, 1899 Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türki’sindeki sözcüklerin ise ,%53 Arapça-Farsça, %43’ü Türkçe, %4 ‘ünün batı dillerinden olduğu bulunuyor. (1) Buna göre Arapça-Farsça sözcükler %26 azalmış, Batı sözcükleri i %15 artmış. Demek ki Arapça-Farsça sözcüklere karşı açılan savaşta başarı elde edilmiş, ama bu kez yeni bir tehlike belirmiş: Batı sözcükleri.

Batı sözcüklerinin artması niye? Bu Batı ile çok sıkı ilişkiler kurmamızdan değil de, bizim aydın geçinen kişilerimizin vurdumduymazlığından oluyor. Halka dönmedikçe yaşamlarının boş bir nen olacağını anlamayan bu okur-yazar kişiler aşağılık karmaşalarından kurtulamayarak Batı sözcüklerini bilinçsizce kullanıyorlar. Gazeteler ise aldırış etmeksizin Batı spor sözcüklerini yayıyorlar. Batı öykünmecisi  -sosyete-miz giyim ve süs nesneleri adı olarak saçma sözcükler kullanmakta hemen hemen yarış ediyorlar. Bir takım bilim ve sanat adamlarımız da adlarının başlarına bol bol koydukları -Prof.-lara bakmaksızın Batı sözcüklerini olduğu şekliyle kullanıp Türkçemizi zenginleştiriyorlar (!): Bir de bunlara engel olamadığımız teknik terimler katılınca dilimiz şu uydurma sözcükleri kazanıyor: entellektüel, siyantifik, dömifinal, frikik, turvakar, manikür, garden parti, operasyon, sosyoloji, bakteriyolog, sanjman, ekskavatör, rejisör, brifing, salon salomanje, finansman, konsorsiyom v.b .. Gerçekte bu kişiler güneş kırması (plisoley), biçerdöver, buzdolabı, düdüklü tencere gibi sözcüklerin ne denli kolay ve güzel olduğunu göremiyorlar. Biz ilişkiler kurduğumuz her ekinin etkisi altında kalacak bu denli mi zayıf ve öz ekinden yoksun olacağız? Daha da öğrenemedik Batı’ya karşın batılılaşacağımızı.

Uydurma diyorlar yeni sözcüklere. Saçma diyorlar yeni dil kurallarına. Ama anlamıyorlar ki, onlarınki saçma. -toplum- var iken -cemiyet-e de ne oluyormuş? Arapçayı, Fransızcayı, İngilizceyi bu denli mi iyi biliyor bu kişiler? Çoğu köklü bir dilden yoksundur. Bildiğini umduğu sözcükleri, köklerine inmeden ezberlemiştir. Latince öğrenmeden Fransızca öğrenmiştir ezbere ve kökünü bilmediği kelimeleri yamamağa çalışır Türkçeye. Bilmez ki onlar başka bir uygarlığın, Batı uygarlığının kavramıdır. Ne der bize – dedüksiyon -? Sözcüğün kökünü bilen birkaç kişi dışında hiç. Ama çok nen der – tümdengelim -. Bir dili içindeki yabancı sözcüklerin bolluğu zenginleştirmez, onun olanaklarını baltalar. Yeni sözcükler ise hiçbir şekilde kısırlaştırmaz ve daraltmaz dilimizi. Tersine olarak daha arı, daha öz, daha anlamlı ve daha geniş bir dil kazandırır bize.

  • Ömer Asım Aksoy, Cumhuriyet Gazetesi, 5/10/1963

Dil devrimi ile «gök götürür konuksal avrat, tütünsel dumangaç» gibi sözcüklerle alay edenlere ve çağımıza ayak uyduramayarak Arapça sözcük kullanmak için çaba gösterenlere zavallı der geçeriz. Varsın

uydurma olsun yeni sözcükler. Ama biz yine onları kullanalım. Çünkü onlar Arapça-Farsçadan ve Batı’dan geçen sözcüklerin Türkçedeki kullanışlarından daha az uydurmadır. Bizim için bir yapıt çekici olmalıdır, ama enteresan değil, görece olmalıdır bir nen, ama rölativ değil. Yıllarca önce Almanya’da Fransızcaya karşı yapılan başkaldırmada Almanların -telefon- sözcüğü yerine -uzak konuşucu (fernsprecher)- sözcüğünü kullanmaları büyük bir anlam taşır. Hiçbir nen demez mi bu bize?

Dilde başka bir konuya gelince: dilde özleştirmenin sınırı ne olmalıdır? Böyle bir sınır olmamalıdır. Yoksa biz dil devrimine inanmıyoruz demektir. Bugünkü duruma sınır tanıyarak mı geldik? Olabildiğine öz, arınmış, tüm bir Türkçeden yana olmalıyız. Gerçekte biz bir sınır koymağa çalışırsak bu alanda güçsüzlüğümüzü tanımamız olacaktır bu ılımlılık ve aşırılık çekişmesi olmaz dilde. Biz ancak özgürce davrandığımızda geniş bir Türkçemiz olacak. Bu ülkümüz olmalı ve sınır tanımadan ülkümüzü gerçekleştirmeğe çalışmalıyız.

Sonra özleşme erek midir, yoksa araç mı? Özleşme araçtır. Biz Ata’nın önderliğinde bir ulus, özgürlüğü, bağımsız bir ekini olan bir ulus olmak istedik. İşte dil sorunumuz buradan doğdu ve bizim için özgürlük yolunda araç oldu. Çünkü biz özleşme ile düşün ve sanat alanında kendimizi bulma, halka doğru gitme ve çağdaş uygarlık düzeyinde olma amacındayız. Öz ekinimizi kendini beğenen Batı’ya tanıtmak, insanlığa katkılarda bulunmak ve her nenden öncesi bir ulus olarak yaşayabilmemiz için dil sorunumuzun üstesinden gelip öz ve geniş Türkçemizi özenle kullanmamız gerek.

“Türk Dili Üzerine”, İZLERİMİZ, Sayı: 37, s. 43-46, İstanbul 1966. (1966 İzlerimiz Araştırma Birincilik Ödülü).